30 Haziran 2009 Salı

Aman da aman 'tay tay Defne'

0 yorum


Defne'cim ilk kez 'tay tay' yaptı. Annemdeyken ellerini bıraktık. Canım benim donmuş gibi hiç kıpırdamadan öylece kalakaldı. Çok kısa sürdü ama bu onun için çok önemli bir adımdı. İnsanlık için küçük o'nun için en büyüğünden :)





Sonradan yaptığı bu önemli aksiyonu o da sevmiş olacak ki kıkır kıkır güldü. Yürüdüğünü görmek için sabırsızlanıyorum.




21 Haziran 2009 Pazar

İlk Babalar Günümüz

0 yorum
Kızım büyüdü de babasının babalar gününü kutluyor. Sabah uyandığımda çok heyecanlıydım, babamızın ilk babalar günü ve hediyemizi ona vermek için sabırsızlanıyorduk.



Her ne kadar Defne hediyenin kutusunu çok beğenip, vermek istemese de sonunda babasının ellerine bırakabildi. Eşim kızının minik ellerinden ne alırsa alsın beğeneceği kesindi ama bu hediye çok orjinaldi ve babamız da pek mutlu oldu. Babamızın yüzündeki sevinci gösteren resim malesef yok... İlk babalar günün kutlu olsun hayatım, seni seviyoruz.

(Bu arada hediyemizin ne olduğunu merak etmişsinizdir. Bir kol saati, kadranında defnenin resmi ve babasına ilk mesajı var. Detaylı bilgi isterseniz memnuniyetle veririm)

19 Haziran 2009 Cuma

ilk slaytshow'umuz hayırlı olsun

1 yorum

video

6 Haziran 2009 Cumartesi

Benim küçük ineğim :)

0 yorum
Hep yerlerdesin, keşke yürüsen :))

















Ama böyle de çok şirinsin :))

4 Haziran 2009 Perşembe

Ben anne olmasaydım eğer...

0 yorum



Topuksuz ayakkabılarla da şık olunabileceğini bilmeyecektim.

Hamileliğim esnasında 80'li kilolara kadar çıkıp kendi çapımda ilk defa bir alanda rekorumu kıramayacaktım.

O küçücük ellerle renkli kartonlardan yapılmış bir kağıt parçasının bu kadar değerli olabileceğini öğrenemeyecektim.

Kan yapsın diye danadili haşlayıp üzerine yumurta kırıp ağzının tadına da uysun diye çikolatalı pudingle karıştırmak gibi yaratıcılığın sınırlarını zorlayan tarifler keşfedemeyecektim hiç.

Su almak için elimde kumanda ile buzdolabını açtığımda kumandayı buzdolabına koyacak kadar ya da evden çıkarken telsiz telefonu çantama atacak kadar kendimden geçmeyecektim.

Birinin canı yandığında ötekinin bu acıyı hissedebilmesinin sadece ikiz kardeşlerde olduğunu sanacaktım.

Sabahın köründe gözü kapalı mutfağa kadar gidip, süt ısıtıp yine gözü kapalı dönme yeteneğini kazanamayacaktım.

Üzümün çekirdeklerini tek tek çıkarmak için insanüstü bir uğraşa asla girmeyecektim.

Bir insanın gaz çıkarması beni bu kadar mutlu edemeyecekti.

Büyüdüğünde arkadaşlarınla birlikte partilerde Süper Anne olarak eğlenmeyi hayal edemeyecektim.

Babanla belki daha az kavga edecek ama sevginin evlat denilen başka bir boyutuna giremeyecektik.

Sevginin böylesine karşılıksız olanını hiç tadamayacaktım.

Annemi bu kadar çok sevdiğimi anlamayacaktım.

Annesinden zorla ayırdılar diye "Uçan Fil Dumbo!" çizgi filminde böğürerek ağlamayacaktım.

Geceleri kesintisiz uyuyacak, hafta sonunda sabahları istediğim saatte kalkacaktım ama uyandığımda yanağıma konmuş minik ellerin sıcaklığı ısıtmayacaktı yüreğimi.

Çantamda sürekli bisküvi, ıslak mendil, bir adet oyuncak, düşer bir yerin kanar diye ayıcıklı yara bandı taşımayacaktım.

Acıyı geçiren öpücüğün gücüne inanmayacaktım.

38,5 derece ateş beni de yakıp kavurmayacaktı.

Yağmur sonrası çamurlu sularda zıplamanın keyfine varamayacak, sen bir lokma daha fazla yiyesin diye kalabalığın ortasında kafamda peçete dansı yapmayacaktım.

Sen olmasaydın eğer yaşamın karmaşıklığını unutup tekrar basit yaşamayı öğrenemeyecektim.

Sen olmasaydın eğer ben asla "anne" olmayacaktım.

Bir çocuk doğduğu anda, bir anne doğarmış... Bu lafın doğruluğuna inanmayacaktım!

(Yazarı bilinmiyor ama hepimizi anlatıyor sanki…)