22 Temmuz 2010 Perşembe

Yatak halleri -kimbilir kaç-

4 yorum
Bu anlarda öyle mutlu oluyorum ki... Derin derin iç çekerek ağlamak istiyorum bazen içimdeki coşkudan. Defne'nin bütün dediklerini, dokunuşlarını, kokusunu öyle kaydediyorum ki beynime bana bunu hatırlatacak tek bir şeye ihtiyacım kalıyor. O anın tek bir karesine...

İyi ki bu blog var. Her şeyi unuttuğum bi gün, bu sayfalar her şeyi anlatacak...

21 Temmuz 2010 Çarşamba

Daha neler duyacağım acaba?

7 yorum
Dün akşam Hamit'in bir arkadaşını Cihangir'e bıraktık. Arabayla eve dönerken Hamit 'hadi sen kullan' dedi. Arabası serviste olduğundan geçici başka bir araba vermişler. Ben de 'ay yok kullanamam hiç, huyunu bilmem bu arabanın' desem de Hamit ısrar etti. İyi peki deyip oturdum arabaya.

Olup bitenleri sessizce dinleyen, herşeyi kendi süzgeçinden geçiren Defne babasına dönüp ne dese beğenirsiniz. 'korkuyorum ben, babacım sen kullan' :)))

17 Temmuz 2010 Cumartesi

Havuz dönüşü

2 yorum
Havuzdan dönerken yürümeye karar verdik. Ben çantayı, Hamit Defne'yi aldı. Babasının omuzunda havuz yorgunu haliyle pelte gibi oturdu. Çenesini babasının kafasına öyle bir dayayışı vardı ki, hayran kaldım ikisine. Duyduğu güvendi sanırım, kendini babasının omuzlarına bırakışı, o gamsız gamsız etrafı seyretmesi...

Ben de japon turistler gibi bir elimde çanta bir elimde iphone, ölümsüz anlar yaratma peşinde :))

Defne'yle ve o kacaman plaj çantasıyla alışveriş niyetim yoktu desem de, gap'in önünden geçerken dayanamadım, bi şapka bakmak için girdik, şapka dışında başka bir sürü şeyle çıktık dışarı. Napıyım indirim vardı :))

Nişantaşı'nın havasını koklamak yetti. Neredeyse bütün okul hayatım burada geçti, 7 yıl Nişantaşı'nda çalıştım, orayı çok severim. En ince ayrıntısına kadar nerede ne vardır bilirim. İş yerim Zincirlikuyu'ya taşınsa da bir ayağım hep buralarda.


Teşvikiye'de Defnoş dondurma istedi, yolun kalan kısmında ben kucağıma aldım onu. Yağmur çiselemeye başladı, romantik romantik yürürken külahından seken dondurma karnıma yapıştı. Kalan dondurmayı yemedi diye ben yedim. Sonra geri isteyince veremedim diye bana çok kızdı. Bir haftasonumuz da böyle geçti :)

Böyle temizlikçi dostlar başına

5 yorum
Benim kızım çok temiz. Artık eve ıslak mendil yetiştiremiyorum. Gördüğü her yeri temizliyor. Bugün de sehpayı gözüne kestirmiş. Boşalttı üstünü, çıktı tepesine :))


Molalarında banu alkan pozları veriyor :)) biraz siliyor, biraz yan gelip yatıyor.



Televizyonda ilgisini çeken bir şey görürse temizlik duruyor.

Artık ne zaman keyfi gelirse :))




Oldum olası sehpa tepelerinde dolaşan çocukları eleştirmişimdir. Eee anne oldum ya büyük konuşmamayı da öğrendim, geç de olsa :) İnmesi gerektiğini söyleyince bana böyle baktı :)

Sonra da içi rahat etmedi, gülücükle unutturdu sert bakışını :)


Bitkin düşen Defne :) Kolay mı canım kocaman sehpayı temizlemek :)))



Su kuşu :)

0 yorum
Haftasonlarında genellikle, hep daha iyi bir plan bulamamaktan şikayet eder dururum. Ya trafikte sıkışıp, herkesin gitmek istediği bir yere gitmeye çalışırız. Ya da herkesin gittiği bir yere gider, kalabalıktan şişer, keşke gelmeseydik deriz. Yine böyle geçmesi umulan bir haftasonuydu. Gülşen kahvaltıya gelmişti, napalım diye düşünürken Hamit birkaç tane havuzla görüştü. Malum çocuğumuz var, detaylar bizim için önemli :) Neyse eve yakın olmasından dolayı da tercih sebebi olan Ramada Hotel'e gidelim dedik.

Su kuşu Defne'yi zaptetmek çok zordu. O seri atlamaları yüzünden, ben de onu yakalamaya çalışayım derken ikimiz de bolca su yuttuk. Beni kandırıp benim olmadığım yere atlamak istedi, haliyle suda bir o tarafa bir bu tarafa debelenen bir anne çıktı ortaya.

O kadar coştu ki, yarabbim bu nasıl bir enerji dedim. Kollukları kah istedi, kah isteeemiyom dedi. O nasıl isterse öyle yaptık. Haftasonları ona doyamıyoruz, bu yüzden daha esnek davranıyoruz Hamit'le.

İlk gelişimizde memnun kalınca, üye olalım dedi Hamit. Böylece havuz üyeliğimiz başlamış oldu. Aynı mekanda aynı tonlarda ama başka günlerde çekilmiş bir sürü fotoğrafı eklemek istemedim. Okuyucularımızı sıkmayalım di mi ama :))


Kendine iki tane abla buldu burda da. Elden ele gezdi, fazla ilgiden hoşlanmadığından bir tanesine "seni sevmedim" bile dedi :)) Ama bir şekilde onlarsız da yapamadı.

Fotoğrafları neden hep ben çektim diye merak eden olursa; aslında benim de vardı fakat boneli girilen bu havuzda çekilmiş bütün fotoğraflarım keloğlan tadında oldu :)) Zaten boneden de nefret ederim.

Blogger videolar konusunda çok problemli. Bu yüzden bundan sonra videolarımı daily motion'a yükleyip, burada linklerini saklamak istiyorum. İşte ordaki linkimiz

11 Temmuz 2010 Pazar

Tanıştıralım: Martı Jonathon :)

0 yorum
Pazar günü akşam yemeğini biraz erken yiyelim dedik ve hava kararmadan masaya oturduk. Babam ve Hamit sardalya balığı tutmuşlardı. Besin zincirinin en üstünde olan bu balığı Defne belki yer diye hazırladım. Biraz yedi oyunla kandırmayla, neyse bu da kardır diye avunduk :)) O sırada karşıdaki çatıdan bize bakan tavuk büyüklüğünde bir martı gördük. Resmen bize bakıyordu. Hatta "martının canı balık istedi" diye şakalaştık. Bir tane balığı camın önüne koydum ve o kocaman martı camımızın önüne kondu. Defne "martı martı" diye çığlıklar attı, çok sevindi.

Tanıştırıyım: Evcil martımız Jonathon*

Bir martıya hiç bu kadar yakın olmamıştım.

Defne'ye bir kere söylemem yetti, "caniitın" diye arkadaşını çağırır gibi seslendi hayvana.

Kalan bütün balıkları afiyetle yedi. Üzerine aile geleneğimiz olan helvadan da yesin dedim de Hamit "yok artık Zeynep" der gibi bakınca vazgeçtim :))

Defne'yle baba ters ışıkta kaldılar, alelacele ancak bu kadar çekebildim.


Aklıma eski bir olay geldi. Hamit'le ilk kez sinemaya gittiğimiz gün film çıkışında bana Martı Jonathon Livingston kitabını almıştı. Kendi okumuş, Richard Bach'ın en sevdiği kitabıymış. Bir çırpıda okumuş bitirmiştim, hem o sevdiği için hem de hakikaten benim de hoşuma gittiği için. Aramızda hep bi martı Jonathon muhabbeti vardır yıllardır.

Bu muhabbete güzel ve tatlı bir ortak daha katıldı galiba :))




10 Temmuz 2010 Cumartesi

Hereke

0 yorum
Biz Hereke'yi çok sevdik. Fırsat buldukça kaçar olduk. Defne kendine küçük çaplı bir çevre edinmiş bile. Parka giderken birileri 'naber defne' diye bize laf atınca, ben de onları tanımayınca 'vay bee ' dedim :))

Oturdu yine taşların içine. Aman ben de oturdum, oh ne güzelmiş dedim, daha bi sevindi. Beni anlıyor dedi herhalde :)


Erik canavarım benim :)) Baba ve dede balık tutarken, biz de kızımla erik ve fındık yedik. Fındığı hala "sınnık" diyor.


7 Temmuz 2010 Çarşamba

Yaşasın crocs'lar geldi

2 yorum
Ebay'den 2 hafta önce sipariş verdiğim, bugüne kadar sipariş verdiğimi bile unuttuğum Mickey Crocs'lar geldi. Ebay'in kargo süresi benim için fazla uzun :)

Tatlım şimdi Hereke'de. Büyükannesinin evinde anane ve dedesiyle beraber keyif yapıyor. Ayağında görmek için sabırsızlanıyorum :)

Geçen sene pembe almıştım. Tatilde gözlerindeki alerji sebebiyle mutsuz bi fotoğrafını bulsam da o minicik pembe crocs'lar da fena değilmiş. Yaz boyunca da giydirmiştim.

Annem geçen sene 'Bunlar ne böyle, ben plastik terlik giydirmem çocuğa" deyip reddetmişti. Bu sene alışmış herhalde her yerde görmeye "crocs alalım, ne renk yakışır acaba?" dedi :))))

5 Temmuz 2010 Pazartesi

Tekirdağ Şarköy kalmasın

0 yorum
Haftasonunu fırsat bilip Tekirdağ Şarköy istikametine doğru yola çıktık. Denizi temiz olan bir yerden yazlık arıyorduk. Defne araba koltuğuna oldum olası pek ısınamadı, tabi bu şekilde ızdıraplı bi yolculuk oluyor. En fazla yarım saat oturuyor, onda da yapmadığımız şaklabanlık kalmıyor tabi.

Mevsim normalleri dışında yağan yağmur denizi pek bi sevimsiz hale getirmiş. Her yer denizanası ve yosun doluydu. Böyle olunca baktığımız evler de içimize sinmedi. Özellikle Şarköy 2010'da mavi bayrak almış bir plaj ve ordan bir ev bulacağımızla ilgili çok ümitliydim. Dostlarımız sağolsun, her yere haber saldılar, bizim için uğraştılar. Deniz'cim, Ferhunde'cim, Mücahit Amca'cım çok teşekkür ederim :)

Mücahit Amca'm doğma büyüme Şarköy'lü. O'nunla Oyak sitesinde oturduğumuz yıllarda tanışmıştık. Çok çalışkan ve azimli biri, arabasıyla özel şoförlük yapıyor, birkaç yıl Nişantaşı'ndaki ajansa beni o götürdü eksik olmasın. Bazı insanlarla kan bağınız olmasa da akraba gibi olursunuz ya Mücahit Amca benim için öyle bir insan. Ara ara birbirimizi arar, hatır sorarız. Bazen Hamit'in ajansa üzüm ve kiraz bırakır, "şarköy'den getirdim size, benim bahçenin meyvaları, afiyet olsun" der, bizi sevindirir. Oyak sitesindeki kuaförüme her gidişimde onu mutlaka arar, sitedeysen ben geldim diye haber veririm.

Konu buralara Defne'nin elindeki kirazdan dolayı geldi :)) Şarköy'de Mücahit Amca bahçesinden kiraz ve armutlarla uğurladı bizi. Afiyetle yedik :)

Aşağıda ilk kez kaplumbağa gören Defne var :) Normalde cesurdur ama korktu bu sefer...

Bu kaplumbağalar eskiden beri Hamit'le, her arabayla yaptığımız yolculukta yolun tam ortasında karşımıza çıkar. Biraz ilerde durur, koşa koşa yolun ortasındaki kaplumbağayı gitmek istediği tarafa bırakır, mutlu mesut yola devam ederdik.

Unuttuğumuz ritüelimize Defne dahil oldu yine. Kimbilir kaç defa daha tekrarlanacak bunun gibi olaylar ve sevineceğiz yine :)

4 Temmuz 2010 Pazar

Dens densss :))

0 yorum
Ne yaptıysam videoyu yüklemeyi başaramadım. İşte dailymotion linki

http://www.dailymotion.com/video/xe47ip_minik-danscy-defne_fun
Teşekkürler Dilek'çim

Uğur böceği

2 yorum
Uğur böceğini eline aldığında fotoğrafını çekemedim. Korkuyor mu acaba diye ona kilitlenmiştim. Ama kızım benden cesur olacak galiba, korkmadan gezdirdi kolunda. Sonra böcek misyonu gereği uçtu :)

Bu resim de o anı hatırlamak adına...

Hoop denisee

0 yorum
Sıcaktan kaçtık, kendimizi Solar Beach'te bulduk. Yıllar önce gitmiştik, eh fena değildi. Ama bu sezon küçük bir Bodrum yaratmışlar adeta. Kapıdan girdikten sonra gerçekten tatilde gibi hissetirmeyi başarmışlar bence.

Defne su aşığı bir çocuk. Güneş kremini zorla sürdüm diyebilirim. Hemen kaçtı babasıyla denize. Bu dalgalardan hoşlanmaz dedim, korkar bak görürsün dedim, çocukların mahçup ettiği anneler kulübüne girdim :) neyse böyle bir konuda mahçup olmak da güzel, öğleden sonramızın tadını çıkarabildik bu sayede. Yukarıdaki fotodaki Eda Abla. Hemen yakınlaştılar :)


Çok mutlu oldu, çamur banyosu yaptı. Kenarda yapılabilecek her şeyi yaptı. Çok denizde kalınca titreyip durdu. Bizim de acemiliğimize geldi. Mayoyu mu değiştirelim? Tshirt mü giydirelim? Havluya mı saralım? sorularını birbirimize sorup bön bön bakarken, Defne arkadan "üşümüyooom" diyerek bize sanki "benim için bişey yapmanıza gerek yok" dedi.


Rüzgardan korkup biraz da yukarda vakit geçirelim dedik. Her geçene gülücük atarken yemeğini yedirmekte de hiç zorlanmadık. Bu arada aslında içeriye yiyecek sokmuyorlarmış, ama bunlar çocuğun, bırakamam, olmaz deyince aldılar. Çorbasından köftesine, meyvasından kuruyemişine kadar her şeyi vardı.

Koca ayak dans şov :)



Bunlar dondurmacı abiden utanma halleri.


Altına kaçıran Defne'nin yeni kıyafeti. Kaçıran dedim de tuvalet olayını halletmiş filan değiliz. Nasılsa denizdeyiz diye bezsiz elbise giydirdim, rahat etsin diye. O da gelince yaptı :)))


Baba ne anlatıyor da çocuk öyle dikkat kesilmiş dinliyor acaba? Sırları olsun istiyorum, ben gelince birbirlerine göz kırpsınlar, muzipçe gülsünler, hemen sussunlar, hiç belli etmediklerini sansınlar...

En sevdiği şey zıplamak. Ne hissettiğini anlamak için evdeki yatakta ben de yaptım. Kendi rüzgarını yaratıyorsun, yer çekimine meydan okuyorsun, neşeleniyorsun :))




Atları beğenmedi, ilk gördüğünde "büyük" dedi ve korkarak yaklaştı.


Ördeklerle daha iyi anlaştı. Denizden sonra böyle bir yerde yemek yedik. Kendimiz pişirdik, kendimiz yedik, kendimiz şiştik.



İçki içen kocam arkada Defneyle oturdu, arabayı ben kullandım. Yarı yolda Defne uyuyakaldı. Dikiz aynamı onlara ayarladım. Kilyos'un ağaçlı yollarında giderken, aynadan ikisini, babasının kucağında uyuyan kızın yüzündeki güveni, babanın da o anın tadını çıkarırken duyduğu huzuru seyrettim.