22 Nisan 2010 Perşembe

Kızımla başbaşa, hem de arabada sadece ikimiz

Yazımın ne olacağını başlık anlattı aslında. Dün annemin kalbiyle ilgili kontrolleri vardı, verilen bazı ilaçlardan dolayı Defne'yle 24 saat uzak olmaları gerekiyordu. Bu durumda ben de kendimi kızıma adadım hem de hafta içi lüksüyle :)
















Annemden iyi haberler alana kadar evden dışarı çıkmak istemedim. Defne'ye enginar pişirdim yemesini umarak... 'Ye bak işe giderim' tehditleriyle yedirmeyi başardım. Son zamanlarda iştahı iyi değil. Çok sevdiği köfteyi bile çiğneyip çiğneyip çıkarıyor. Doktoru Ferda Hanım üstüne gitmeyin, yakında düzelir dedi. Hatta iştah şurubu bile tavsiye etmedi. Şimdilik onu dinliyoruz.
Annem arayıp içimi rahatlatınca Defne'yle anlaşma yapıp çıktık dışarı. Anlaşmamıza göre arabada koltuğunda usluca oturacaktı, ben de ona istediği simitet'i (sünger bob oluyo) alacaktım.

İlk durak ajanstı. Herkes Defne'yi görmek istiyordu, Defne için de bir değişiklik olur diye gittik. Kalabalık bir ortama girince önce çok çekingen duruyor, sonradan yavaş yavaş alışıyor. Yine öyle oldu, tam alıştığı sırada da çıktık. Kimseyi meşgul etmeyelim dedik :) Dilek ablası strawberry'den gelen kolinin içindeki köpükleri havaya atıp yihuuu demeyi öğretti sağolsun, orda sonra metrocity'e kadar arabam tanınmaz hale geldi. Hamit duymasın ama araba temizliği konusunda zaten mimlenmiş biri olarak şu günlerde içini kimse görsün istemiyorum.

Metrocity'de yedik, içtik, eğlendik. Haftaiçi sakinliğinden faydalanıp ilk defa bu kadar uzun kaldık. Yeşim geldi, sohbet ettik, sonra Hatiş de uğradı. Olmazsa olmaz starbucks kahvemizi de içtikten sonra eve döndük. Kuzu yolda uyuyakaldı. Koca çantayla ve uyuyan güzelle dördüncü kata tırmanmak zor olsa da her şeye değdi o'nunla başbaşa yollara düşmek, konuşa konuşa araba kullanmak, defdef'i görmeyen insanların kendi kendime gülüp eğlendiğimi sanmalarına gülmek güzeldi.


0 yorum:

Yorum Gönder