11 Temmuz 2010 Pazar

Tanıştıralım: Martı Jonathon :)

Pazar günü akşam yemeğini biraz erken yiyelim dedik ve hava kararmadan masaya oturduk. Babam ve Hamit sardalya balığı tutmuşlardı. Besin zincirinin en üstünde olan bu balığı Defne belki yer diye hazırladım. Biraz yedi oyunla kandırmayla, neyse bu da kardır diye avunduk :)) O sırada karşıdaki çatıdan bize bakan tavuk büyüklüğünde bir martı gördük. Resmen bize bakıyordu. Hatta "martının canı balık istedi" diye şakalaştık. Bir tane balığı camın önüne koydum ve o kocaman martı camımızın önüne kondu. Defne "martı martı" diye çığlıklar attı, çok sevindi.

Tanıştırıyım: Evcil martımız Jonathon*

Bir martıya hiç bu kadar yakın olmamıştım.

Defne'ye bir kere söylemem yetti, "caniitın" diye arkadaşını çağırır gibi seslendi hayvana.

Kalan bütün balıkları afiyetle yedi. Üzerine aile geleneğimiz olan helvadan da yesin dedim de Hamit "yok artık Zeynep" der gibi bakınca vazgeçtim :))

Defne'yle baba ters ışıkta kaldılar, alelacele ancak bu kadar çekebildim.


Aklıma eski bir olay geldi. Hamit'le ilk kez sinemaya gittiğimiz gün film çıkışında bana Martı Jonathon Livingston kitabını almıştı. Kendi okumuş, Richard Bach'ın en sevdiği kitabıymış. Bir çırpıda okumuş bitirmiştim, hem o sevdiği için hem de hakikaten benim de hoşuma gittiği için. Aramızda hep bi martı Jonathon muhabbeti vardır yıllardır.

Bu muhabbete güzel ve tatlı bir ortak daha katıldı galiba :))




0 yorum:

Yorum Gönder